Fatura

Dergimizin daha önceki sayılarında yer alan iki yazımızda fikri ve sınai mülkiyet haklarına ilişkin bilgiler ve uygulamaya ilişkin Yargıtay kararlarından örnekler vermiştik. Ticari alanda büyük önem taşıdığına inandığımız patent, faydalı model, marka, endüstriyel tasarıma ilişkin haklar ile bu hakların sağladığı korumalar konusunda “Soğutma Dünyası Dergisi” okurlarına küçükte olsa bir katkı sağlamış olmayı umuyoruz. Bununla birlikte, yazılan yazılar konusunda okurlardan, peki, buna sitem de diyebilirsiniz, herhangi bir reaksiyon alamadığımızdan bu yazılarımızın herhangi bir ihtiyaca cevap verip vermediği konusunda açık ve somut bir düşüncemiz oluşamadı. Fikri mülkiyet hakları konusundaki yazılarımızı bu nedenle iki sayı ile sınırlı tutmanın yerinde olacağını varsayarak yazılarımızın yararlı olduğunu ummakla yetiniyoruz.
Bu sayıda, yine ticari hayatta oldukça önem taşıdığına inandığımız bir belgeye ilişkin bilgiler vermeye, açıklamalar yapmaya çalışacağız, faturaya.
Bu açıklamalarda özellikle hukuk terminolojisi kullanmamaya, basit ve anlaşılır bir dil kullanarak faturanın teorik yanına kısaca değinerek, uygulamadaki özelliklerine dikkat çekmeye çalışacağız.
Fatura sözcüğü köken itibariyle Latince olup Fransızca’da facture,Almanca’da factura ve İngilizce’de invoice sözcükleriyle ifade edilmektedir.
Fatura, ticari işlerde en çok kullanılan belgelerden bir tanesidir. Fatura, bir yönü ile vergi mükelleflerinin kayıtlarının ayırt edilmesine ve bu yolla vergi matrahının tespitine, diğer yönden de ticari bir ilişkiyi ve bu ilişkinin icrasını belgelemeye yarayan bir vesikadır. Bu yönü ile fatura, hem vergi hukuku hem de ticaret hukuku alanlarında yer alan, ikili özelliği olan bir belgedir. Fatura ile ilgili konular Vergi Usul Kanunu (m.229-m.232) ve Türk Ticaret Kanunu (m.23 ve 66 ) tarafından düzenlenmektedir.
Yazımızın konusu gereği faturanın Vergi Usul Kanunu yönüne, Ticaret Kanunu uygulamasına göre daha geniş olmasına rağmen değinmeyeceğiz.
Türk Ticaret Kanunu’nda fatura kara ve deniz ticareti hukuku yönüyle farklılık göstermektedir. Yine, konumuz gereği TK. m.1147 de düzenlenen deniz ticaret hukukundaki faturayı irdelemeyeceğiz. Ticaret Kanunumuzda belirli bir tarifi bulunmamaktadır, ancak buna karşılık faturanın bir ticari işletme ile ilgili olarak tacirin ;

  • Bir mal satması
  • Bir mal imal etmesi
  • Bir iş görmesi
  • Bir menfaat temin etmesi
hallerinde karşı tarafa verilmesi gereken bir belge olduğu belirtilmektedir. Ticaret Kanunu m.23 f.1’deki düzenlemelerden faturadan söz edebilmek için taraflar arasında öncelikle bir sözleşme ilişkisinin bulunması gerektiği sonucu çıkmaktadır. Bu sözleşme ilişkisi alım-satım, eser gibi bir sözleşme olmak durumundadır. Buradan çıkan neticeye göre; fatura bir sözleşmenin “yapılmasını değil” “yerine getirilmesini” (icrasının) gösteren bir belge olup sözleşme şartlarından öte sözleşilmiş şartları veya bir kısmını gösteren ve belirli şartlarda bunu kanıtlayan bir belgedir.
Bu kısımdan özelikle çıkarmamız gereken sonuç ; faturanın tek başına asıl hukuki ilişkiyi kanıtlamadığı, faturaya esas sözleşmenin (alım-satım,eser,hizmet sözleşmeleri vb.) ayrıca kanıtlanması gerektiğidir. Fatura sözleşmenin icrasını gösterir ve bu asıl sözleşmeden ayrı olarak değerlendirilir. Bu haliyle fatura, hukuk uygulamamızda, hukuki ilişkinin taraflarında biri tarafından tanzim ve imza edilmiş olması dikkate alınarak tek başına “kesin delil” olarak kabul edilmemektedir. Başka bir ifade ile soyut olarak faturanın tanzim edilmiş olması, faturayı alanın (fatura borçlusunun) borçlu olduğunu belgelemez, göstermez.
Faturanın hangi durumlarda yazılı delil, ispat vasıtası olduğuna geçmeden önce faturanın kapsamı ve şekli konusuna kısaca değinmekte yarar görüyoruz. Bir uygulamacı olarak , faturada belirtilen malların teslim edilmiş olmasına rağmen faturanın şekil ve içerik eksikliği nedeni ile fatura alacaklısının yaşadığı mağduriyete çok kez tanık olmuş bulunduğumdan bu yönü özellikle önemli buluyorum.
  • Faturayı düzenleyen tacirin ticaret unvanı ve imzası
  • Faturayı alan tacirin ticaret unvanı
  • Tanzim tarihi
  • Satılan veya üretilen malın veya yapılan işin veya sağlanan menfaatin türü, miktarı, fiyatı ve tutarı
  • Talep halinde ödendiği kaydı
  • Vade farkı
Bu bölümde tanzim tarihi ile ilgili olarak ; TK. m 68 hükmüne göre “defter tutmak mecburiyetinde bulunan kimse ve işletmeye devam eden halefleri, defterleri son kayıt tarihinden ve saklanması mecburi olan diğer hesap ve kağıtlarını tarihlerinden itibaren 10 yıl geçinceye kadar saklamaya mecburdurlar” ve “V.U.K m.231 hükmü gereği fatura malın satılması, imal edilmesi veya bir hizmetin görülmesinden itibaren 10 gün içersinde düzenlenmek zorundadır ve söz konusu hüküm bunun müeyyidesini hiç düzenlenmemiş sayarak hükme bağlamıştır” açıklamalarını özellikle belirtiyoruz.
Yine, uygulamadaki önemi nedeniyle, vade farkına ilişkin birtakım açıklamalar yapmayı da yararlı buluyoruz. B.K m.210 f.1 hükmü uyarınca, “hilafına mukavele mevcut değilse satılan alıcının yedine girince satıcı semene müstahak olur.” Yasanın bu düzenlemesine göre, satılan mal alıcının eline geçtiğinde satıcı satış bedelini almaya hak kazanır. Ancak yine yasaya göre sözleşme ile bunun aksinin kararlaştırılması da mümkündür.
Faturada vade farkı talebinin ortaya çıkabilmesi yani alacaklının vade farkı talep edebilmesi için ;
  • Taraflar arasında bir fatura verilmesini gerektiren akdi bir ilişki bulunmalı,
  • Bu sözleşmede ödeme tarihinin kesin olarak belirlenmiş olması,
  • Bedelin ödenmemiş olması,
  • Vadesinde ödenmeyen bedel ile ilgili vade farkı alınacağı ve vade farkın oranı hususunda sözleşmede açık bir düzenleme bulunması gereklidir.
Taraflar arasında hukuki ilişkiyi gösterir ayrı bir sözleşme yok ancak bir “cari hesap sözleşmesi” var ise yine bu cari hesap sözleşmesine göre de vade farkı istenebilir.
Vade farkı talebinin son dayanağı da bunun taraflar arasında sürekli uygulama haline gelmiş, bir teamül olarak taraflarca benimsenmiş olması halidir.
Bu anlattıklarımızı kısaca toparlarsak; hem faturanın dayanağı olan hukuki ilişkinin kanıtlanması hem de vade farkının talep edilebilmesi için mutlaka ayrı bir sözleşme yapılması veya bunun mümkün olmaması halinde ( sürekli iş yapılan tacirlerle her bir hukuki ilişki için bağımsız sözleşme yapılması mümkün olmaya bilir) bir cari hesap sözleşmesinin yapılması gereklidir.
Bi bağımsız sözleşme veya cari hesap sözleşmesinin bulunmadığı durumlarda hem fatura bedelinin ödenmesinin temini hem de vade farkı talebinin başlangıç tarihinin belirlenmesi yönünden fatura borçlusuna bir ihtarname keşide edilerek borcun muaccel hale getirilmesi ve fatura borçlusunun temerrüde düşürülmesi gereklidir.
Faturada ayrıca vade ve vade farkı oranının bulunmaması halinde sözlü olarak kararlaştırılan vade ve oran farklı olsa bile ancak ihtarnamenin tebliği ve temerrüt tarihinden itibaren ticari faiz oranı üzerinden vade farkı istenebilir. Bu bakımdan Ticaret Kanunu açısından zorunlu bir şekil şartı olmasa bile faturaya vade ve vade farkı oranının yazılması ihtilafların hallinde oldukça yararlı olacaktır. Yargıtay’a göre “fatura arkasında yazılmış bulunan vade farkının ödeneceğine dair kayıt geçerli olup, aksi kanıtlanamadığı durumda vade farkından sorumlu olunacağına karar verilmelidir.”
Vade farkında belirtmekte yarar gördüğümüz son husus ise bir cari hesap sözleşmesinin(T.K. m 94) varlığı halinde ve borçlu tacirin ticari işletmesi ile ilgili borçlarında asgari 3 aylık dönemler için mürekkep faiz (T.K. m.8) uygulanabilir olduğudur. Bu hususu kısaca açarsak; yasa gereği faize faiz yürütülmesi (mürekkep faiz) mümkün değildir. Yani keşide edilen vade farkı faturasına ayrıca faiz yürütülmesi B.K. m. 104’e göre mümkün değildir. Ancak, taraflar arasında bir “cari hesap sözleşmesi varsa” ve fatura borçlusu Ticaret Kanunu anlamında bir tacir ise bu tacirin “ticari işletmesi ile ilgili borçlarında”(kişisel borçları hariç) vade farkı faturasının üç aylık dönemde ödenmemesi halinde vade farkı faturasına da (faize) faiz yürütülebilir. Bu yasal düzenleme “cari hesap sözleşmesi yapmanın” önemini bir kez daha teyit etmektedir.
FATURANIN DELİL KUVVETİ
İspat,bir hakkın ortaya çıkmasına veya son bulmasına neden olan maddi vakıaların, maddi hukuk kuralları içerisinde deliller sunma yolu ile hukuki niteliğinin belirlenerek ortaya çıkarılmasıdır. Deliller,karineler ve istisna olmak üzere bir kısım hukuk kuralları birer ispat vasıtalarıdır. Deliller, bir ispat vasıtası olarak kesin ve takdiri deliller olmak üzere ikiye ayrılır. İkrar(H.M.U.K.m236) kesin hüküm(H.M.U.K. m 237) senet(H.M.U.K. m.287 vd.) yemin(H.M.U.K. m.377) ve ticari defterler(T.K. m.82) kesin delillerdir. Kesin deliler hakimi bağlar ve bu halde hakimin takdir yetkisi bulunmaz. Tanık(H.M.U.K. m. 245 vd.) bilirkişi(H.M.U.K. m.275) keşif(H.M.U.K. m.363vd.) hakimin serbestçe takdir etme yetkisine sahip bulunduğu takdiri delillerdir.
İspat vasıtalarından bir diğeri de karinelerdir. Karine; belli bir olaydan belli olmayan diğer bir olay için çıkarılan sonuçtur. Hukuk sistemimizde kesin(aksinin ispatı mümkün olmayan) ve nispi (aksinin ispatı mümkün olan) karineler mevcuttur.
İspat vasıtaları olan deliller ve karineler hakkındaki bu çok kısa açıklamadan sonra ve “faturaya ilişkin karine” ye geçmeden önce faturanın, faturayı tanzim eden yönünden hukuki niteliğini belirleyelim; fatura, faturayı tanzim eden yönünden ve hatta aleyhine yazılı delil olup ispat hukuku bakımından senet niteliğindedir ve kesin delil oluşturan yazılı ispat vasıtası durumundadır.
Faturaya ilişkin karine
T.K. m.23 hükmüne göre, “bir faturayı alan kimse, aldığı tarihten itibaren 8 gün içerisinde münderecatı (içeriği) hakkında bir itirazda bulunmamışsa münderecatını kabul etmiş sayılır.
Bu yasa maddesinden 2 sonuç çıkarabiliyoruz, bir, faturayı alan kimse 8 gün içerisinde faturaya itiraz edebilir, iki , 8 günlük süre içerisinde faturaya itiraz edilmemişse faturayı alan fatura içeriğini kabul etmiş sayılır.
Faturayı alan süresi içerisinde faturaya itiraz etmiş ise belgenin doğruluğunu faturayı düzenleyenin ispat etmesi gerekir ve bu durumda faturaya ilişkin karine hayata geçmez. Ancak, faturaya 8 gün içerisinde itiraz edilmezse ispat yükü yer değiştirecek ve faturayı düzenleyen tacir belgenin doğruluğunu ispat etmek zorunda olmayacak, eğer doğru olmadığı iddia ediliyorsa, bunu iddia eden yani faturayı alan kimse aksini ispat etmek zorunda kalacaktır.
Ancak yasa tarafından düzenlenen bu karine, faturanın verilme sebebi olan “mal satma, imal etme, bir iş görme veya bir menfaat elde etmeye” ilişkin olmayıp, taraflar arasındaki sözleşmenin esaslı şartlarını içeren bölümleri hakkında değil, sadece faturaya geçirilmiş bulunan ve sözleşmenin ifası ile ilgili içerik hakkında söz konusudur. Ayrıca, fatura hakkındaki karine kesin bir karine olmayıp aksi ispat edilebilen nispi bir karinedir.
Yukarıda, Ticaret Kanununun 23.maddesinde düzenlendiğini belirttiğimiz faturaya ilişkin kanuni karinenin oluşabilmesi için, ayrıca bir takım, hukuk terminolojisinde “ sıhhat şartları” olarak kabul edilen unsurlarında gerçekleşmiş olması gerekir. Bu unsurları saymakla yetindikten sonra önemli gördüğümüz gönderilme kısmını inceleyeceğiz. Faturaya ilişkin karinenin sıhhat şartları ;
  • Fatura düzenleyen tacir ile adına fatura düzenlenen taciz arasında mal satımı, üretimi, iş görülmesi veya menfaat temini konularında geçerli bir sözleşme ilişkisinin bulunması,
  • Faturanın şekil şartlarının uygun olarak düzenlenmiş olması,
  • Düzenlenen faturanın adına düzenlenen tacire gönderilmesi,
  • Faturayı alan tacirin 8 gün içerisinde fatura içeriğine itiraz etmiş olmamasıdır.
Faturaya ilişkin karinenin sıhhat şartlarında tekrar geçerli bir sözleşme ilişkisiyle karşılaşıyoruz. Buradaki geçerli sözleşme ilişkisi yukarıda açıkladığımız “bağımsız bir sözleşme” yapılması veya “cari hesap sözleşmesi” dir. Faturaya ilişkin karineden yararlanabilmek için sözleşme yapılması veya cari hesap sözleşmesinin varlığı şarttır. Faturanın dayandığı esas hukuki ilişkinin belgelenmesinin önemi yeniden bu bölümde karşımıza çıkmaktadır.
Sıhhat şartlarının en önemlilerinden biri de faturanın karşı tarafa, muhataba gönderilmiş olmasıdır. Karinenin ortaya çıkabilmesi için faturanın soyut olarak düzenlenmesi yeterli değildir. Faturanın karşı tarafa gönderilmesi ve bu hususun belgelenmesi şarttır. Faturanın gönderilmiş olması, faturanın, adına tanzim edilen tarafından alınmış olmasını ifade eden yasa hükmü açıkça “…aldığı tarihten itibaren 8 gün içerisinde itirazda bulunmamışsa…” diyerek faturanın karşı tarafça alınmasını karinenin şartı olarak düzenlemiştir. Faturanın ne şekilde alınacağı veya gönderileceği konusunda yasada bir düzenleme bulunmamaktadır. Uygulamada birçok tacir, muhtemelen Soğutma Dünyası Dergisi okurlarının bir kısmı da faturayı karşı tarafa “elden vermekle” yetinmektedir. Fakat, faturanın alınıp alınmadığı hususunda bir ihtilaf çıktığında bu şekilde bir davranış karineden yararlanmama, mağdur olma, zaman kaybetme ile sonuçlanmaktadır. Çünkü, karineden yararlanmak isteyen tacir hem faturanın gönderildiğini, hem faturanın muhatap tarafından alındığını ve alınma tarihini ispat etmek zorundadır. Bu nedenle, faturanın mutlaka yukarıda belirtilen hususlar belirtilecek şekilde gönderilmesi gereklidir. Faturanın noter marifetiyle tebliği mümkün ancak çok masraflı olacaktır. En doğrusu, kanaatimizce, PTT marifetiyle veya kargo yolu ile faturanın tarih ve numarası da gönderme belgesi üzerinde belirtilmek suretiyle “iadeli taahhütlü” olarak gönderilmesidir. Bu şekilde, faturanın teslim tarihi ile faturayı teslim alan da belli olacaktır.
Peki faturayı teslim almaya kimler yetkilidir ? Usulüne uygun olarak yapılmamış bir tebligat geçerli olarak kabul edilemez. Faturayı alacak olan kimse, faturanın ilgili olan tarafı veya onun temsilcisidir. Temsilciden kastedilen, tacirin kendisi veya tacirin tebligat almaya yetkili temsilcileri olan ticari mümessili, ticari vekili ve seyyar tüccar memurlarıdır.
Tüzel kişi tacirlerde ise anonim ortaklıklar için yönetim kurulu üyeleri veya varsa müdürler, limited şirketler için müdürlerdir. Diğer ticaret şirketlerinde ise temsile yetkili ortaklara tebligat yapılmalıdır. Bunlar bulunmadığı takdirde evrak almakla yetkilendirilmiş memur veya müstahdemlere tebligat yapılmalıdır. Bu şahıslardan birine faturanın tesliminin veya tebliğinin ispatı faturanın muhatap tacire gönderildiğini ve faturayı tebellüğ ettiğini ispat eder.
Son olarak, fatura tebliğinde Tebligat Kanununun 17.madde hükmünü uygulama alanı olmadığını belirtelim.
Sonuç olarak, kısaca toparlarsak, bir, faturaya esas hukuki ilişkiyi, hem fatura hakkındaki karineden yararlanmak hem de vade farkı gibi esas alacağın fer’ilerinden yararlanmak için mutlaka bir sözleşme ile veya bir cari hesap sözleşmesi ile belgelemeliyiz , çünkü fatura tek başına bir ispat vasıtası olmamaktadır. İki, faturanın muhataba tebliğini veya teslim edildiğini belgelemek ve ispat etmek durumundayız.
Yerimiz itibarı ile fatura ile ilgili yazımızı burada sone erdiriyoruz. Elbette, irsaliye gibi faturaya bağlı çok önemli bir hususu, faturaya itiraz şeklini, faturanın defterlere geçirilmiş olması halini, karinenin üçüncü şahıslara tesiri, faturanın mülkiyete delil teşkil edip etmeyeceğini, faturadan kaynaklanan hukuki ve cezai sorumlulukları işlemediğimizin farkındayız. Ancak, uygulamada gördüğümüz önemli eksiklikler yönünden açıkladığımız bölümleri öne almak durumunda kaldık. Faturaya ilişkin yazımıza dergi okurlarından gelecek reaksiyonlara göre devam etmenin daha yararlı olabileceğini düşünüyorum.
Bu vesile ile tüm dergi okurlarının geçmiş ramazan bayramlarını kutluyor, sevgi, üretme ve paylaşmanın renkleriyle dolu bayram tadında bir yaşam diliyorum.


Avukat Bülent KAPTAN
Patent & Marka Vekili
http://bkaptan.com/
kaptan@bkaptan.com

© 2018 Kaptan Avukatlık Bürosu. Tüm Hakları Gizlidir. logo-footer

Bülent KAPTAN has set up his private practice as a member of Izmir Bar Association in 1991.
He was registered as Trademark and Patent Attorney to TPE (Turkish Patent Institute, not Turkish Patent and Trademark Office) in 1999. He has attended to Patent Attorneys Professional Training Programmes given by World Intellectual Property Organization as a distant education and an 8 months programme in TPE collabration with European Patent Office.

In 2002, he participated an English Translation Training for 20 months, organized by one of the M.E.B (Ministry of Education) affiliated private education institution.

He is a member of ICC Turkish National Committee and PEM Trademark and Patent Attorneys’ Assocation.

He has been writing in “Refrigeration World”, a publication of Aegean Region Refrigeration Industry and Business Association, since 2002.

He speaks English and German.

Elif Benan YAMAN graduated from Izmir University of Economics Faculty of Law in 2017. She is currently having her Masters in Law on Private Law in Izmir University of Economics. Also, she is running the ELSA, European Law Students Association as the Local Board President of İzmir and a candidate member of JCI (Junior Chamber International) İzmir.

She participated ELSA Winter Law School in Austria at Innsbruck University on Sports Law and she is currently having courses from Kadir Has University’s Sports Law and Management Programme. She participated ELSA Summer Law School in Spain, in cooperation with Barcelona University and IELPO on International Investment and Dispute Resolutions. She also participated ELSA Winter Law School Greece, at Aristotales University on Migration Law and Refugee Issues and she received certificates for her participations.

She mainly practices on Trade Law, Intellectual Property Law, Foreigners Law and Enforcement and Bankruptcy Law.

She speaks English and German.

Ece KARAN BEKTAS has her law degree from Yasar University Faculty of Law. She mainly focuses on Trade Law, Labor Law, Enforcement and Bankruptcy Law, Administrative Law and Tax Law.

After graduation, she has participated a Training on Disputes Related to Labor Law and Amicus Curiae for Labor Law Cases, received a Certificate on that. Also, she has completed her Masters of Law in Dokuz Eylul University Social Sciences Institute on Labor and Social Security Law.

She has been working at Kaptan Law Firm since 2015.

Kadir UYANIK, graduated from Eskisehir Anadolu University Faculty of Law in 2017. He is currently having his Masters in Law in Izmir University of Economics on Private Law. He practices mainly focused on Intellectual Property Law, Trade Law, Urban Transformation Law and Construction Law. He worked as Intern Lawyer in Kaptan Law Firm and he has been working as a Lawyer since 2018.


Kübra YILDIZ, has graduated from Manisa Celal Bayar University Demirci Demirci Vocatioal School on Banking and Insurance in 2015. She has been working at our firm as Administrative Assistant since 2017.